12.12.12

VENEDİK-GEZ GÖR



Kısa,kısa…

Roma’nın altını üstüne getirdiğimizin gezimizin ardından, İtalya turumuzun son durağı olan Venedik’e doğru yol alıyoruz. Roma’dan ayrılmanın vermiş olduğu buruklukla Termini Tren İstasyonu’na doğru, Venedik hızlı trenine binmek üzere ilerliyoruz. Türkiye’den internet üzerinden günler önce aldığımız tren biletleriyle, sözde 2. Sınıf, ancak Türkiye koşullarına göre 1. Sınıf trenimize binip Venedik’e gidiyoruz.http://www.trenitalia.com

Uçakla Türkiye’den Venedik’e ulaşacaklar, İstanbul'dan Venedik'e Türk Havayolları ve İtalyan Havayolları Alitalia  ile doğrudan uçuş yapabilirsiniz. THY uçuşlarını Atatürk Havalimanından gerçekleştirirken Alitalia ise Sabiha Gökçen Havalimanını kullanmakta. Venedik'e inen uçaklar Marco Polo Havalimanına inmekte. Buradan Venedik'in taşıt trafiğine tek açık yeri olan Roma Meydanı'na otobüsler kalkmakta.

Tren istasyonuna iner inmez içimizdeki burukluğun yerini, kanallar, gondollar ve maskeler şehri Venedik’i keşfedecek olmanın heyecanı sarıyor.

Santa Lucia Tren İstasyonu
Santa Lucia, Venedik'in tren istasyonu. Avrupa’nın birçok kentinden buraya trenlerle ulaşmanız mümkün. İstasyonun çıkışı Grand Canal’a açılıyor. İstasyon’dan çıkar çıkmaz Venedik’in büyüsü etrafınızı sarmaya başlıyor. Venedik şehir içinde ulaşım, vaperotte denilen deniz araçlarıyla sağlanıyor. İstasyondan San Marco meydanına kadar birçok yere bu taşıtlarla ulaşabilirsiniz. Şehir içinde motorlu taşıtlar yasak, zaten kullanılacak yolda yok! Piazze la Roma ve çevresi, Venedik'e karayoluyla ulaşım yapabileceğiniz son nokta. Burası tren istasyonuna yaklaşık 5 dakikalık yürüme mesafesinde. Tüm otobüsler buraya kadar hizmet veriyor ve kendi aracınızla geldiğinizde de bu bölgeye park ediyorsunuz. Venedik konaklama bakımından diğer yerlere göre biraz pahalı bir şehir. Konaklamanızı Venedik içinde yapabileceğiniz gibi, Venedik’e yakın bir bölge olan Mestre kasabasında da yapabilirsiniz. Düzenli olarak tren ve otobüs seferleri bulunuyor. Biz tercihimizi www.booking.com üzerinden, günler öncesinden rezervasyon yapmanın avantajını kullanarak, Santa Lucia Tren istasyonu ve otobüs duraklarına çok yakın bir noktada bulunan Hotel Guerrini’den yana kullandık. Küçük,sevimli,yardımsever çalışanlara sahip,temiz bir oteldi. 

Venedik'in simgelerinden birisi olan gondollara gelince...Net bir rakam olmamakla beraber ortalama 45 dakikalık bir gondol turunun fiyatı 80-120 € arasında değişiyor. Değişik ebatlardaki gondollara maksimum altı kişi binebiliyor. Gondolların fiyatı genelde kişi sayısına bağlı olarak değişmiyor. Eğer serenat yapan yerel bir sanatçı istiyorsanız ilave ücrete razı olmanız gerekiyor. Tabi pazarlık konusuna ben gibi başarılıysanız, biraz dil döktükten sonra 60 €’ya bu enfes ritüeli gerçekleştirebilirsiniz.

Kanallar, Gondollar ve Maskeler Şehri Venedik…

Venedik, dünyanın en ilginç kentlerinden biri. 118 adacık üzerine kurulan, bu adacıkları birbirine bağlayan 170 kanal ve 400 köprüden oluşan, her yıl 16 milyon kişinin ziyaret ettiği, günlük turist rekoru 150.000 olan, kanalları,maskeleri ve gondollarıyla romantizmin merkezi konumunda adeta. Venedik’in bu güzelliklerinin bir gün sular altında kalacağı gerçeği ise gelen turistlere bir parça hüzün katmakta. Güçlü rüzgarların ve gelgitlerin etkisiyle her yıl biraz daha suyun altında kalan şehri kurtarmak için geliştirilen Musa Projesi, Venedik için umut olmuş.Gelgitlerden korumak adına kanal altına yerleştirilecek 78 bariyer, şehri Adriyatik Denizi’nden gelen dalgalara karşı koruyacak ve en önemlisi Venedik’i batmaktan kurtaracak.Ne olur ne olmaz şehir  batmadan her yerini görelim düşüncesiyle hemen gezmeye başlıyoruz.

Venedik maskesi
Otele eşyalarımızı yerleştirir yerleştirmez, kendimizi Venedik’in dar sokaklarına bırakıyoruz. Her sokak bir labirenti andırıyor. Eğer kalabalık grupları takip etmez veya elinize bir harita almamışsanız, Venedik’te kaybolmanızın davetiyesini çıkartmışsınız demektir. Sokaklar, sağlı sollu dükkânlarla bezenmiş. Her 3 dükkândan birisi nerdeyse maskeci. Venedik kanallarıyla ünlü olduğu kadar maskeleriyle de ünlü bir şehir. Şehrin maskelerle anılmasıyla ilgili birçok efsane var. Bir zamanlar yaşanılan veba salgınından dolayı oluşan yara bereleri gizlemek için takıldığını söyleyende var, renkli Venedik eğlencelerinde sınıf ayrımının ortadan kalkması için takıldığını söyleyende. Hikayesi ne olursa olsun, 10 €’dan başlayıp binlerce €’ya kadar müşteri bulan Venedik maskesi, çeşitleri ve ihtişamıyla görülmeye değer.

Rialto Köprüsü
Gezi rotamızdaki ilk yere ulaşmak için Scalzi Köprüsünü geçip, Santa Croce sokağına çıkıyoruz. Karşımıza bir yol ayrımı çıkıyor; bir tarafta San Marco Meydanı, diğer tarafta meşhur Rialto Köprüsü. Sabah kurulan yerel pazarı görmek öncelikli amacımız olduğundan ilk tercih olarak Rialto'yu seçiyoruz. Rialto bölgesine gelir gelmez karşımıza 15. yüzyılda Fransız yazar Philippe de Commine tarafından 'dünyanın en güzel caddesi' olarak adlandırılan Grand Canal (Büyük Kanal) arz-ı endam ediyor. Kanal yaklaşık 4 km uzunluğuyla 
Grand Canal
Venedik’i ikiye ayırıyor. Kanal boyunca vızır vızır işleyen vaperotte’lerı, gondolları, kanoları; kanal kenarında uzayan mermerden yapılmış yaklaşık 200 adet sarayı görmeniz mümkün. Grande Canale üzerinde dikkat çeken en önemli yapı ise, kanal üzerindeki en eski köprü unvanına sahip Rialto Köprüsü!  Antonio da Ponte tarafından tasarlanan köprü taştan yapılmış ve tek kemerli. Rialto Köprüsü Venedik’in her iki yakasını birbirine bağlıyor. Köprü üzerinde onlarca dükkân, yüzlerce turisti görmeniz mümkün. Cıvıl cıvıl bir alışveriş mekânı olarak da görebilirsiniz köprüyü. Çeşit çeşit maskeler, magnetler, cam süs eşyaları, çantalar, kuklalar… Kısacası Venedik’le özdeşleşmiş, dönerken evinize götürmek isteyeceğiniz hemen hemen her şey…En iyi Grande Canale manzarasını da köprü üzerinde görmeniz mümkün.

Köprüden Rialto’nun meşhur yerel pazarına doğru ilerliyoruz. Sabah saatlerinde gittiğimiz pazarda yok yok. Onlarca çeşit deniz ürünün, meyve ve sebzenin sergilendiği yerel pazarı ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum.
Rialto Market

Torre dell Orologio
Rialto’dan ayrılıp yönümüzü Venedik’in en ünlü ve büyük meydanı San Marco’ya doğru çeviriyoruz. San Marco Meydanı’na, 15. yüzyılda yapılmış tarihi saat kulesi olan Torre dell Orologio’ nun altından giriyoruz. Saat Kulesi, 15. yüzyılda Mauro Coducci tarafından tasarlanmış.  Arap ve Romen rakamlarıyla hem zamanı gösteren saate, hem de astrolojik saate  sahip olan kulede: iki bronz Mağribi figürü, saat başlarında durarak ellerindeki çekici çana vurmaktadır.
San Marco Meydanı
Meydanda bizi karşılayan ilk şey meydanın esas sahibi olan yüzlerce güvercin oluyor. Sabit durduğunuzda kimisi kafanıza, kimisi kolunuza konan bu güvercinlerle fotoğraf çektirebilir, onları besleyerek hoş bir anı yaşayabilirsiniz.
San Marco Bazilikası
San Marco'nun gösterişi San Marco Bazilikası ile başlıyor. On iki havariden birisi olan San Marco'nun kemiklerini muhafaza amacıyla 11. yüzyılda yapılan Bazilika'da yer alan süslemeler nedeniyle bazı kitaplarda buraya "Altın Bazilika" deniliyor. Giriş kapısının üzerinde bulunan dört tane at heykeli Bizans döneminde haçlı ordusunun İstanbul'u yağmalamasından sonra buraya getirilmiş. Orta giriş kapısının üzerine, İstanbul'dan getirilen meşhur dört adet bronz at heykeli yerleştirilmiş. 1797 yılında Napolyon tarafından Paris'e götürülen dört bronz at heykeli, Fransız İmparatorluğunun sona ermesiyle Venedik'e geri getirilir. Bazilikanın içerisinin göz kamaştıran süslemeleri, ender bulunan mermerler, porfir ve Bizans ve Rönesans etkisinde altın kaplı fon özerine yapılmış mozaiklerden oluşmaktadır.

 Venedik’i tepeden izlemek isterseniz, San Marco Meydanı’nda bulunan  Campanile di San Giorgio ve Campanile di San Marco adlı iki çan kulesine çıkmanızı tavsiye ederim. 8 € karşılığında asansörle çıkmak mümkün. Kulenin en üst katından Venedik manzarası muhteşem. Kanallar, meydanlar,yapılar bir tarafta, diğer tarafta da bir yanı Venedik koyuna, diğer yanı  Adriyatik Denizi’ne bakan ince ve uzun lagün olan, kumsallarıyla ünlü  Lido Adası.  Yıllar önce atış kulesi ve deniz feneri olarak kullanılan kulenin yüksekliği 100m. Kuleyle ilgili ilginç bir olay da, hayatının bir bölümünü Venedik’te geçiren Galileo,1609 yılında yeni teleskopunu düke göstermek için bu kuleye çıkmış. Herhalde kule manzarasını anlatabilecek en iyi hikâye bu olsa gerek.

Palazzo Ducale
Bazilikayı geçip deniz kenarına doğru ilerlerken sol tarafınızda Palazzo Ducale yani Dükler Sarayı yer alıyor. İlk olarak 9. yüzyılda Bizans tarzında bir şato olarak inşa edilen Dükler Sarayı, çıkan yangınlar sonucunda tekrar tekrar inşa edilmiştir. Sarayın 15. yüzyıldan kalma ana kapısı Porta della Carta (Kağıt Kapısı) Gotik tarzda tasarlanmıştır. Kapının, “kâğıt” adı, rivayetlere göre dükün emirlerinin buraya asılmasından gelir. Dükler sarayını geçer geçmez deniz kenarında iki tane karşılıklı sütun yer alıyor. St.Marco'dan önce şehrin korucusu olan Bizans Kraliçesi Teodora'nin heykeli bir sütunda, kentin koruyucusu St.Marco'yu sembolik olarak temsil eden ve Venedik'in de sembolü olan bronz bir aslan heykeli de diğer sütunda yer alıyor.

Porta della Carta
San Giovanni Kilisesi
Dükler Sarayı’ndan denize doğru indiğimizde muhteşem bir manzara bizleri karşılıyor. Küçük iskeleler üzerinde onlarca gondol; gondolların arkasında dingin bir deniz, denizin ortasında yükselen Lido adasında yer alan yapılar. Burası fotoğraf çektirmek için bulunmaz bir yer. Denizi sağımıza alıp muhteşem manzaranın eşliğinde sahil boyunca ilerliyoruz.  Kendimizi dar bir sokağa doğru attığımızda karşımıza Antonio Vivaldi’yle ilgili bilgilerin yer aldığı bir sokak çıkıyor. İlerlediğimizde küçük bir meydan üzerinde yükselen San Giovanni Kilisesi’ni görüyoruz. İçeriden gelen müzik hepimizi büyülüyor adeta. Vivaldi’nin eserlerinin çalındığını anladığımız kiliseye girdiğimizde, Vivaldi’nin bu kilisede vaftiz edildiğine dair bir yazı gördük. Antonia Vivaldi Venedik’te doğmuş, çocukluğu bu meydanda geçmiş bir müzisyen. Şans eseri keşfettiğimiz bu sokağın ardından, Venedik labirentinde girdiğimiz her sokakta karşımıza kanallar, köprüler, avlulara açılan dar geçitler, gezi kitaplarında yer almayan detaylar çıkıyor.

Arsenale
Kentin bir başka gezilesi yeri ise Arsenale bölgesi. Şehrin doğusunda yer alan ,18. yüzyılın sonlarında cumhuriyetin kadırga ve kalyonlarının imal edildiği yer olan Arsenale, bir zamanlar dünyanın en büyük tersanesiydi. Öyle ki Dante burayı ziyaret ettiğinde, cehennem sıcağında çalışan işçileri görüp “Cehennem adlı eserini yazmıştır. Bazı binaları Biennale sırasında sergilere ev sahipliği yapan Arsenale’de 1460 yılına ait bir kemer bulunur ve bu kemeri M.Ö. 6. yüzyıla ait olduğu sanılan beyaz aslanlar korur.  Arsenal Meydanı’ndan denize doğru ilerlediğimizde karşımıza yeşillikler içinde bir park çıkıyor. Burası dinlenmek için ideal bir yer. Burada biraz soluklanır, tekrar sahil şeride doğru ilerleyebilirsiniz.

Galleria dell'Academia
Bizler Venedik’te dar zamanımızı müze gezerek geçirmek istemedik. Sizlere tavsiyemde çok fazla kapalı ortamlarda durmayıp, şehri adım adım gezerek dolaşmanız. Venedik dolaştıkça keyif verecek, yeni yerler keşfettikçe tadına varılacak bir şehir. O yüzden müze olarak size sadece Galleria dell’Accademia’yı önerebilirim. Venedik’te en çok ziyaret edilen yerler arasında yer alıyor.14. ve 18. yüzyıllar arasında yapılmış resimleri kapsayan müzenin koleksiyonu, 24 salonda kronolojik olarak sergileniyor. Accademia’da dünyaca ünlü ressamların eserlerini bulabilirsiniz. Carpaccio’nun On bin Şehidin Çarmıha Gerilmesi, Mantegna’nın Aziz George, Giorgione’nin Yaşlı Bir Kadının Portresi, Veronese’nin Levillilerin Evinde Şenlik, Tintoretto’nun Aziz Markos’un Kaçırılışı, Tiziano’nun Pieta çalışmaları müzede yer alan eserlerden bazıları.

Venedik’e gelip de en önemli ritüeli gerçekleştirmemek olmaz. Şehrin birçok noktasında gondol keyfi yaşamanız mümkün. Biz dar bir sokakta karşılaştığımız gondolcularla sıkı bir pazarlığın ardından 60 € karşılığında, 40 dakikalık Büyük Kanal’ı da kapsayan bir tur yaptık. Serenat olayı sadece filmlerde olmuyor, bazı gondollarda serenat yapan ekiplerde mevcut, tabi bu da ek ödeme demek. Bizim grubun serenatçısı olarak ben seçildim söylediğim uydurma şarkılarla turu tamamlamış olduk.

Lido Adası
Venedik kendisi kadar çevresindeki adalarla da gezilmeye değer bir şehir. Vaperotte’lerle çevre adalara kısa sürede ulaşmak mümkün. İlk olarak Lido adasına doğru gidiyoruz.  Lido’ya giderken Thomas Mann’ın Venedik'te Ölüm” kitabını okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim.  Romanda anlatılan mekanlarda dolaşıp, romanı yaşamanın hazzını bir kez daha tadabilirsiniz. .Lido, bölgenin kumsallarıyla, plajlarıyla ünlü bir adası.  Adriyatik denizi ile Venedik arasında uzun ince bir set görünümünde olan adada bulanan casinoda kumar oynamak mümkün. Ada sokaklarında ilerlerken lüks evler ve oteller dikkat çekiyor.

Murano ve
Comet Glass Star

İlginç bir ada da Murano. Cam işçiliğinin Venedik’te ki başkenti. Camın Murano'daki hikayesi 13. yüzyıla kadar gidiyormuş. Binbir çeşit cam işçiliği ürünlerinin yer aldığı bir ada. Parklardaki, meydanlardaki  heykeller bile camdan yapılmış. Özellikle San Pietro Kilisesi karşısında yer alan “Comet glass Star” isimli camdan yapılmış anıt olağanüstü.





Burano Adası Evleri
Çevre adalar içersindeki en şirin ada Burano adası. Rengarenk evlerin ve sandalların yer aldığı bu şirin adanın ilginçte bir hikayesi var. Balıkçılıkla geçinen bu adanın sakinleri, akşamları sağlam içerlermiş. Karanlıkta kafası güzel şekilde evlerinin yolunu tutan balıkçılar, sarhoşluğun etkisiyle evlerini karıştırırmış. Bu karışıklığın önüne geçmek için herkes evlerini farklı renge boyamış, bununla da yetinmeyip sandallarını bile farklı renkte boyamışlar. 

Bu durum adada gelenekselleşmiş ve birçok eve yansımış.Bu durumun getirisini gören ada halkı renkli evlerini turistik olarak kullanmaya başlamış.İyi de olmuş. Venedik’te keyifli vakit geçirmek isteyenler mutlaka Buruno’ya uğrasınlar.   

Venedik'te yemek mekanları için VENEDİK-TAT  başlığına tıklayın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder